Sakal Tıraşının Hükmü

Çarşamba, 29 Nisan 2015

Sakal Tıraşının Hükmü

Konumuza geçmeden önce birkaç noktayı aydınlatmaya çalışacağız. Toplumsal hayatımızda da tecrübe ettiğimiz ve karşılaştığımız üzere her alanda kendini yetiştirmiş uzman kişiler bulunmaktadır. Doğal olarak insanlar bu alanlarda bilgi ve birikime ihtiyaç duyarlarsa bu insanlardan yararlanırlar. Eğer şahıs konu hakkında yetkinliğe ve gerekli birikime sahip değilse bu bilirkişilerin görüşleri doğrultusunda hareket eder. Örneğin sağlık problemi yaşadığımızda doktora, hukuki bir konuda avukata, güvenlikle ilgili bir konuda polise başvururuz. Bu durum olayın doğal seyri ve olması gereken şeklidir. Aynı şekilde bir Müslüman olarak füruat denilen İslam dininin Müslüman insandan bireysel ve toplumsal alanda istediği davranışlar ve tutumları öğrenmek için bu alanda yetkinliğe ulaşmış bilirkişilere başvururuz.  Terminolojik olarak bu insana müçtehit ve bu insanın içtihat ederek İslami metinlerden elde ettiği verilerde hüküm denilmektedir. Bu hükümler doğrultusunda hareket eden kimseye de mukallit denilmektedir.

Özetleyecek olursak bir insan ya İslami metinlerden ilahi hükümleri içtihat ederek elde edecek yetkinliğe sahiptir ki bu durumda bu insan mukallit olamaz kendi içtihadı doğrultusunda hareket etmekle muvazzaftır ya da bu yetkin insana tabi olmakla muvazzaftır.

 Elbette müçtehide tabi olacak yani mukallit olan kimse öncesinde usul din adıyla anılan temel inançları oluşturan ve bir insanın Müslüman vasfıyla vasıflandırılabilmesi için yakin seviyesinde Tevhit, Nübüvvet, Mead... vb. konularda bilgiye erişmesi ve iman etmesi gerekir. Daha sonra da früatta bu yetkin kişinin tanınması için belirlenmiş yollara başvurarak bu insanı belirlemelidir. Bu aşamada mukallit yani müçtehide tabi olan insan bilirkişi görüşü doğrultusunda davranmakla muvazzaftır. Sosyal hayatımızdan örnek verecek olursak eğer bir doktor size cerrahi bir müdahaleye ihtiyacınız olduğunu ve aksi takdirde hayatınızı kaybedeceğinizi söylerse ve bu doktor konuda gerekli yetkinliğe sahipse siz bu bilirkişinin direktifi doğrultusunda hareket etmekle muvazzafsınız. Aksi takdirde Allah katında kendi canınızı korumamaktan hatta kendi canınıza kastetmekten sorumlu olursunuz. İslam Ahkâmında da bu durum söz konusudur. Yani siz eğer ilahi emirler ne yasaklar doğrultusunda hareket edip cehennem azabından korunmak ve Allah Teâlâ’nın vadettiği cennetine nail olmak istiyorsanız ya bu emirleri yasakları tanıyacak ve belirleyecek yetkinliğe kavuşursunuz ya da uzman kişi görüşü doğrultusunda hareket ederek Allah katında hem mazur olursunuz.

Şimdi yavaş yavaş konumuza dönecek olursak Resul-i Ekrem (s.a.a) şüpheli konularda “ihtiyat etmek helak ve yokluk vadisine sürüklenmekten daha iyidir” diye buyuruyor.[1] Bu temel ilke özellikle hükmü en azından bizim için malum olmayan konularda sarılmamız gereken bir ilkedir.

İlahi hükümleri kendisinden açık ve net olarak öğrenebileceğimiz Masum İmamın gaybet döneminde Allah’ın Kitabı ve Sahih Rivayetler ışığında bizlere mükellef olduğumuz konularda bilgilendiren, gerekli ilmi yetkinliğe ve takvaya sahip olan Âlimler hükmü net olarak nasla bildirilmemiş konularda ihtiyat etmenin en doğru yol olduğunu buyurmaktadırlar.

Açıkçası insanlarda gündelik hayatlarında bu ilke doğrultusunda hareket ederler. İnsan bir yol ayrımına geldiğinde karşısında duran iki yoldan birinin muhtemel tehlikeler barındırdığını, güvenli olmadığını, belirsizlikler içerdiğini diğerinin ise güvenli olduğunu görürse akla uygun olarak güvenli yolu seçer. Bu İslam dininin doktrininde de bu şekildedir. 

Sakal tıraşının hükmünde de üste gecen açıklamalar ışığında Müçtehitler dini metinlerde geçen aşağıdaki verileri inceleyip sakalı kesmenin sakınılması gereken hatta birçoğuna göre haram olan bir fiil olduğu görüşündedir.

Kuran’da insanın asıl yaratılışında değişiklik yapmanın Şeytanın öğretilerinden olduğunu bildiren bir ayet vardır.[2] Bazı âlimler bu ayetten yola çıkarak Allah’ın sakalı bütün erkeklerin yaratılışına koyduğundan onu tıraş etmenin, yok etmenin ilahi yaratılışta değişiklik yapmak olacağına ve sakalı tıraş etmenin söz konusu ayetin kapsamına gireceğine bu yüzden sakal tıraş etmenin haram olacağı kanısındadır. Bu bağlamada şu noktaya vurgu yapmak isterim bir kadın kadınsal özellikler üzere yaratılmıştır sahip olduğu bu kadınsal özelliklerde karşı cinsi olan erkekte ilgi ve alaka doğurmaktadır. Bu durum erkek içinde geçerlidir. Sakalsız bir yüz eğer erkeğe kadını hatırlatıyorsa bir erkeksi bir özellik değildir. Diğer taraftan batı toplumunda bu ve benzeri değerlin yok olması yani kadınların erkesi davranışları ve erkelerin kadınsı davranışları eşcinsellik denilen şeytani bir hastalığın yayılmasına ve toplumun ailevi değerler açısından yok olmasına sebebiyet vermiştir. 

Rivayetlerde Peygamber Efendimiz(s.a.a) ve Masum İmamlar(a.s) Müslümanları sakallarını kesmekten sakındırmış ve bu amelin onları kâfirlere benzettiğini söylemişlerdir. Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyuruyor: “Bıyıkları kısaltın ve sakalları (bir ölçüye kadar) uzatın ki Mecusilere benzemeyesiniz.”[3] İmam Rıza(a.s) kendisinden sakalı kesme konusunda sorulan soruya şöyle cevap vermiştir: “Yanaklarını kısaltmanın sakıncası yoktur, ama sakalının ön kısımlarını kesemezsin.”[4] Öte yandan sakalın haddinden fazla uzatılmaması da istenmiştir.[5] Yani ne ifrat nede tefrit olması gerektiği gibi olmak Ehlibeyt mektebinin öğretileri bu doğrultudadır.

Tarih boyunca fakihlerden hiç kimse sakal kesmenin caiz olduğuna dair fetva vermemiştir. Bazıları sakal kesmenin direkt olarak haram olduğuna fetva vermese de ihtiyat gereği kesmemek gerektiği yönünde görüş bildirmişlerdir. Bu durum bir nevi fakihler arasında bu konuda görüş birliğini doğurmakta dolayısıyla bunun kendisi delil teşkil etmektedir.

Diğer taraftan tarih boyunca hem Masumların şemailini anlatan rivayetlere hem de salih insanlara baktığımızda onlardan kimsenin sakalını kesmediğini görmekteyiz. Bu da Müslüman insan için bu konuda nasıl bir tavır takınmaları noktasında önemli bir şahit teşkil etmektedir.  

Yukarda yaptığımız açıklamalar ve diğer konu ile ilgili deliller ayrıntılı ve istidlali fıkıh kitaplarında işlenmiştir. Diğer taraftan meşhur usulü ekolün dışında usulü görüşlere sahip bazı âlimler bütün bu delillere eleştiri getirerek şöyle bir açıklamada bulunmuşlardır: “Eldeki delillerin fıkhi dayanak olacak özellikleri olmadığından sakal kesmenin haram oluşuna açıkça fetva veremeyiz. Ancak bu görüş ayrılığına rağmen bütün âlimler  ihtiyat yolunu seçmiş ve sakalı kesmeye cevaz vermemişlerdir.

 Sakalı kesmenin haram olduğu yönündeki deliller her ne kadar yüzde yüz fıkhi delaletleri olmasa da sakalı belli bir hadde tutmanın İslam açısından hiçbir sakıncası olmadığı noktasında bir şüphe yoktur. Sakalı kesmemekle İslam’a muhalefet etmediğimize emin olmamız mümkün gözükmemektedir. Sakalı tıraş ederek zayıf ihtimalde olsa neden İslami öğretilerin tersine amel edelim ki? Bu esasa göre ve Allah Resulünün(s.a.a) şüpheli şeylerde ihtiyat etmeyi tavsiye eden buyruğunu göz önüne alırsak normal ve örfe uygun sakal bırakmak şu anda amel edeceğimiz en iyi yoldur. Sakal bırakmak temizliğe veya bakımlı olmaya aykırı olan bir şey değildir. Aksine Allah Resulü (s.a.a) herkesin kendi saç ve sakal bakımını yapmasının gerektiği buyurmaktadır.[6] Rivayet kitaplarında sakalın bakımı konusunda ayrıca bir başlık altında açıklamalar yapılmıştır.[7]

Son olarak şu noktayı da hatırlatalım ki, bazı araştırmacılar sakalın yüzde oluşan cilt kanserini engelleme konusunda etkili olduğunu savunmaktadır.

mustafa öz


[1] Muhammed b. el-Hasan Hür Amuli, Vesail-uş Şia, c.27, s157.

[2] Nisa/119.

[3] Muhammed b. el-Hasan Hür Amuli, Vesail-uş Şia, c.2, s116.

[4] Muhammed b. el-Hasan Hür Amuli, Vesail-uş Şia c.2, s.111.

[5] Muhammed b. el-Hasan Hür Amuli, Vesail-uş Şia c.2, s.112.

[6] Muhammet Yakup Kuleyni, Kâfi, c.6,s.485.

[7] Muhammed b. el-Hasan Hür Amuli, Vesail-uş Şia, c.2, s110.